hakikat...

Güneşten beslenmeyen ay parlamaz.

Bir güzel suretle şereflenmeyen, ışığa yabancı ayna, hiçbir şey aksettiremez.

Denizle bütünleşmeyen damla, varlığını koruyamaz.

 

Her varlık ışığını, enerjisini sonsuz bir güçten almaktadır,

Her yapı, her temel, her eşya, her sanat eseri bir yapıcıya, bir ustaya, bir sanatçıya muhtaçtır.

Bu hakikati böyle düşün ki yeryüzünü sesiyle soluğuyla coşkulandıran, süsleyen Peygamberlerin, Allah dostlarının güçlerinin kendilerinden olmadığını anla!

Aşk, asırları ışıklandıran, yankılandıran bir güce sahiptir;

Demek, Allah a ve Resulune bağlılığı bu ölcüde kuvvetliydi.

 

Parlak ve büyük ayna görüntüyü daha net ve tamamlanmış gösterir.

Demek Aşk ın gönül aynası parlak ve genişçeydi.

Varlığını Padişah yolunda feda edene Padişah uzun soluk bağışlar.

Demek aşk pazarlıksız bir fedaidir.

 

‘Biz Allah ın sayesiyiz, Muhammed in nurundanız.

Sedef  içine damlamış çok kıymetli bir inciyiz.

Herkes suret gözüyle bizi nereden görecek?

Biz Kibriya nın su ve balçık içinde belirmiş nuruyuz.’

                    Said Türkoğlu/ Aşk Yolcusu

 

'suyun suda kayboluşu gibi'

 

Yola çıkmakla başlar her şey.. Az bir azıkla, bir katre olarak… düşünmeden atarsın kendini içinde hakikat aşkı bilinmez yollara..

Her aşkın bir yolculuğu var muhakkak…

Sevmek fedakarlıkla eş olur; sevmek kaybolmakla arkadaş

ve her yolculuk yeni bir şeyler katar aşka…

 

Aşık acıların için de derin bir sevinçle uyanır..

Cayır cayır yanan ateşlere atılır da İbrahim gibi gül bahçesin de sanır ya kendini…

Azap kelimesiyle çözümlenir yüreği; lezzeti bulur…

 

Aşk tatlı bir dertleniş… Aşk kendinden bir parçayı aramaktır…

Perdelerin ardına düşer gölgesi.

Sen, ben davası olmayan bir yer aşkın otağı…

Zamanı okumadan, sıyrılıp aşan mekanları… hem her yerde olan, hem hiçbir yerde bulunamayan..

 

Aşk, uzun uzadıya, ardı arkası kesilmeyen bir hu çekmek..

 

Ve aşk, Seni sevmek, Sana emeklemek, adımlamak yolunu, sürünmek kapında…

Okyanusunda bir damlacık olmak..

Kendimde seni aramak ve sende kendimi bulmak.

Döne döne, yana yana….

Maksat ne dönmek, maksad ne yanmak

Maksat bulmak

Maksat kaybolmak..

En mühim..

En belirsiz…

 

Aşk olmak… Aşık olmak…

                                                          duru

sitem


Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.

Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yar yar
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var

bedri rahmi eyüboğlu

hakiki dost

Adamın birisi geldi, bir  dostunun kapısını çaldı, dostu:

‘Kimsin a güvenilir er?’ dedi.

Adam: ‘Benim’ deyince; ‘Git, dedi, şimdi çağı değil; böylesine sofrada ham kişinin yeri yok.

Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir; iki yüzlülükten kim kurtarabilir?

O yoksul gitti, tam bir yıl yollara düştü, dostunun ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı. O yanmış, yakılmış kişi pişti; olgunlaştı, geri geldi, gene dostunun evinin çevresine düştü. Yüzlerce korkuyla yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı; ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye korkup duruyordu.

Dostu: ‘Kapıdaki kim?’ diye bağırdı

Adam: ‘Ey gönüller alan!’ dedi, ‘kapıdaki sensin.’

İçerdeki: ‘Madem ki bensin, gel, içeriye gir, dedi, ev dar; iki kişi sığmıyor.’

                                                                                          mesnevi

kaostan tevekküle...

             
   Her duanın cevabının bir zamanı var diyorlar ama ya artık gectiyse vakit… artık ya hiçbir şey değişmeyecekse o duanın gercekleşmesiyle… yarım kalan hikayeler dualar, aşklar, acı cekmeler… her defasında farklı bir dua, ama kabul olunması öyle çok da isteniyor ki yalvarılıyor, inanılıyor kabul olacak diye; hatta başkalarından da dua isteniyor… her şey için düşünmeden anlık hislerle, kısa süreli düşler için edilen  dualar………….

  Solmayan, gerçekleşmesini beklemenin bile komik olduğu fakat kalp ağrılarına(!) neden olan şeyler ve kabul edilmesi deli gibi istenilen dualar….. Ve belki bir süre sonra unutulan dualar.. Ne basitiz biz. Yani bize boşuna beşer dememişler ya!!  Gecelerimizi uykusuz geçirdiğimiz ‘şey’ler için defalarca edilen dular, daha sonra başka ilgilenecek ‘şey’ler bulduğumuzda unuttuğumuz dualar… Yani aslında her duanın bir cevabı olmuyor galiba her zaman ve olmaması da bizim için hayırlı… Öyleyse istediğim o ‘şey’ için önce ‘gerçekleşsin benim olsun evet onu mutlaka istiyorum!’ dememeliyim de benim için gerçekten hayırlıysa istemeliyim. Öyle ki gaybı bilen Allah’ım o ‘şey’i ne kadar istediğimi de biliyor…

 Hasta olduğunu düşün! Doktora gider ve bir ilaç yazmasını istersin. O sana en uygun ilacı yazacaktır. Senin hayır ben bunu kullanamam diğerini istiyorum, o çok daha faydalı olacaktır demeye hakkın var mı? Öyle ki Yüce Rabbim de beni benden iyi bildiğine göre hakkım var mı şu duam kabul olsun diye tutturmaya... Sümme haşa! Ve Allah ım bu mübarek günde kafamdakı tüm soru işaretlerini sana emanet ediyor ve kendimi sana teslim ediyorum. Affına ve merhametine sığınıyorum…………………

                                                                                         DURU

dört

Görmüyor musun kabuk bağlamıyor kanattığın hiç bir yaram
Hiçbir zaman geri dönmüyor kaybettiğin onca insan
Saat dört olmuş arıyorsun çaresini hüznün, kederin
Acıdan başka dermani yok ki boşvermiş bünyenin....


KARANLIK AMAN VERMİYOR


 
































aman vermez karanlıklar içindesin
hangi perdeyi aralasan gece
hangi kapıyı çalsan çaresizlik
gel de inancını kaybetme tanrıya
deli divane olma gel de

 nereye baksan o zifir karanlık
bir meşale gibi yanar yüreğinde
taştan bir kalabalık bütün insanlar
gel de yüceliğine inanma kaderin
durup durup ağlama gel de

 hani o delicesine sevdiklerin
hani o dostlar, sevgililer nerde
nerde o çocukluk yılları, gençlik hayalleri
gel de çekinmeden bak aynalara
boşa giden ömrüne yanma gel de

 bir yoksulluk ki başında ağrı gibi
bir yoksulluk ki seninle beraber her yerde
üstelik "viran olası hanede evladü ayal var"
gel de akşamcıya çıkmasın adın
efkarlanıp efkarlanıp içme gel de

 güvendiğin dağlara kar yağdı bütün
şimdi ne avuçta var, ne elde
o gülüşler, kahkahalar senin için değil
gel de inan güzelliğine bu dünyanın
bütün nimetlerinden vazgeçme gel de

 insanları sevdin de ne oldu
yüreğin aşka düştü, başın derde
gel de bu şehirde dur artık
başını alıp kaçma gel de.
     ümit yaşar oğuzcan

ÖZLEYEN

 


Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
Dağlar ağarırken konuşmuştuk tepelerde,
Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!

 

Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
Hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi,
Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.

                                                    y.kemal beyatlı

sükutum................


Bir ağaç var içimde
fidesini getirmişim güneşten.
Salınır yaprakları ateş balıkları gibi
yemişleri kuşlar gibi ötüşür.

Yolcular füzelerden
çoktan indi içimdeki yıldıza.
Düşümde işittiğim dille konuşuyorlar,
komuta, böbürlenme, yalvarıp yakarma yok.

İçimde ak bir yol var.
Karıncalar buğday taneleriyle
bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer
ama yasak, geçemez cenaze arabası

İçimde mis kokulu
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil

Nazım hikmet ran

 

Nisyan...İsyan...



Kaçıyoruz... Sebepsiz yere kendimizden kaçıyoruz.Duygularımızla yüzleşmekten korkar olduk. Belki ondan, belki bundan kusurlarımız büyüyor gözümüzde.Biz bir karınca ve onlar aşılması zor dağlar...
Yakın gözlüğüyle uzağı görmeye çalışıyoruz. Karşımıza çıkan problemler boyumuzu geçmezken diz çöküyoruz önlerinde, büyüyorlar dev gibi... Bakış açımız bir atınkiyle aynı: süslü gözlüklerimiz var dışardan bakıldığında, ama içi karanlık...yobaz...
Tabu ne demek; bizim kendi ellerimizle ördüğümüz surlarımız var..kim aşacak,kurtaracak bizi??
Bie de sevmek çıkıyor bunca derdin arasında karşımıza.. Hırslarımız varken, gururumuz, komplekslerimiz varken, değer vermek de neymiş bir insana... Pedagoji değil yapmak istediğim ama biz severken bile eziliyoruz, sevilirken bile eziyoruz...
Güzel cümleler kurdurmuyor hayat bize.'Sokakta suç işlenirken, düşüncenin asaletine sığınmak asıl ihanet.. ' anlamıyoruz düşünmekten önemli bir şey daha var yapmamız gereken: harekete geçmek......
Uzaktan dinlemeye alışmısız tartışmaları, kısır fikirlerimiz var.. hep baskasının agzı konusan, gören gözler başkasının.. Biz, 'BİZ'i  ne zaman kaybettik.....
                                                                                                               Duru