Bir düşünceden ibaretsin sen ey kardeş, yalnızca bir düşünceden… Gerisi ya kemiktir ya kıl…
Düşünceni bir gül sayalım istersen, a kardeş, bedenine de gülün dikeni diyelim… Soyutunla ( renk renk düşüncelerinle) bir gülistan olursun da sen somutundur külhana atılacak odun ( diken).
Seni yüzlerine, yanaklarına sürer insanlar, eğer gülsuyu gibi latif kokuyorsan… Eğer sidik gibi pis ise kokun, dışarıya atarlar seni…
Itır satanların tezgahlarına bir bak! Nasıl da yerleştirmişler her cins kokuyu kendi grubunun içine…
Cinsleri yine kendi cinsleriyle karıştırır onlar; uygunluktan bir güzellik, bir süs meydana getirmek için…
Güzel kokuların yanına koysalar şekeri de mercimeği de ve şekere karışsa mercimek… Atar elbet ayırır onları birbirinden, ayıklar mercimekleri şekerden, ayırır da öyle satar.
Ruhlar aleminde tablası devrilince ruhların, ve şişeleri kırılınca ıtırların, birbirine karıştı bütün ruh kokuları insanların… İyiler ve kötüler birbirine karıştı…
Ve karışık ruhların iyisini kötüsünden ayırmak için Tanrı elçiler ve kitaplar gönderdi insanlara birbiri ardınca.
Elçiler gelmezden evvel bize, hepimiz birdik, bir tek topluluk olarak görünüyorduk… İyi miyiz, kötü müyüz, kimse bilmezdi halimiz…
Kalp para da geçiyordu dünyada, altın sikke de… Gece yolcuları gibiydik biz de; gafil ve bilgisiz…
Kutlu Elçi gün gibi doğunca üstümüze, ‘’Sen uzaklaş ey kalp olan, sen yaklaş bize!’’
Bu alçak kalpazanlar, ikiyüzlüler, hep düşman olur aydın ve nurlu yüzlülere… Hani kalp paranın altın sikkeye düşmanlığı gibi…
MEVLANA Mesnevi 2, b. 278-289
