Mayıs 3, 2009 · Kategori: pervane
Yola çıkmakla başlar her şey.. Az bir azıkla, bir katre olarak… düşünmeden atarsın kendini içinde hakikat aşkı bilinmez yollara..
Her aşkın bir yolculuğu var muhakkak…
Sevmek fedakarlıkla eş olur; sevmek kaybolmakla arkadaş…
ve her yolculuk yeni bir şeyler katar aşka…
Aşık acıların için de derin bir sevinçle uyanır..
Cayır cayır yanan ateşlere atılır da İbrahim gibi gül bahçesin de sanır ya kendini…
Azap kelimesiyle çözümlenir yüreği; lezzeti bulur…
Aşk tatlı bir dertleniş… Aşk kendinden bir parçayı aramaktır…
Perdelerin ardına düşer gölgesi.
Sen, ben davası olmayan bir yer aşkın otağı…
Zamanı okumadan, sıyrılıp aşan mekanları… hem her yerde olan, hem hiçbir yerde bulunamayan..
Aşk, uzun uzadıya, ardı arkası kesilmeyen bir hu çekmek..
Ve aşk, Seni sevmek, Sana emeklemek, adımlamak yolunu, sürünmek kapında…
Okyanusunda bir damlacık olmak..
Kendimde seni aramak ve sende kendimi bulmak.
Döne döne, yana yana….
Maksat ne dönmek, maksad ne yanmak
Maksat bulmak
Maksat kaybolmak..
En mühim..
En belirsiz…
Aşk olmak… Aşık olmak…
duru
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Ekim 28, 2008 · Kategori: pervane
Gönülle Bir Başıma…
Söylenen sözler yarıda kalıyor adın işitildiğinde… bölüyor gölgen bile en mühim düşünceleri… hele ki bahsin geçince dillerden döküyor ağacım yeni açmış baharlarını… eğer derim, eğer şöyle bir görsem uzaktan nicedir benim halim, nicedir zavallı halim… Yalnızca düşlemekle böylesine benzersiz vaveylalar çınlıyorsa yüreklerde…zahiri ne olur kimbilir…batına ne kalır..
Pervane kavruldu Şemde..
Mecnun oldu Kays savurarak ruhunu Leylasının saçlarında…
Züleyha binbir oyuna meyletti Yusuf’un bir bakışı için..
Ferhat, ‘Aşk,hu’ diye içler geçirdi de kuvvet buldu nakış işleyen elleri dağları delmeye…
Ve Hüsn ile Aşk örneği olmayan bir alegoriyle anlattılar gerçek aşkı………
Kapılar açıldı ‘aşk’ diye..kapılar kapandı ‘ey Aşk!’ diye… Niceleri yüz sürdüler sevgililerinin yoluna gözyaşlarıyla, niceleri yüz buldular tatlı gülüşlerde…
Ve…
Bense tüm hikayelerden bir parça buldum sende…
Yaktım kanatlarımı Pervanen olup en karanlık gecelerde…
Ruhumu çöllere saldım; aklım divane..
Nice oyunlar yazdım Züleyha gibi yanlışlarımı görerek..
Şirin’in Ferhat’ı beklediği gibi hayalatta buluştum seninle..
Soyundum aşka, safi ben kaldım…
Ney üfledi, ney birlik oldu aşkla… Ve ben şevkle seni bulurum diye koptum dalımdan taze bir baharken…Her hikayede buldum seni ve her hüzünlü tınıda kaybettim.!.. Cedlerin en büyüğünü bu aşkı gizlemek için verdim de hüsran oldu… Şarkının kopup gelen acılı sesi gibi koptu içimden adın..yankılandı her yanda.. susturamadım…. Utandım……
….
Sonu aşikardır bu hikayenin….. kavuşamadı aşık..sevdiği hep hayal-ı muhal olarak durdu bir köşede… sonra anladı ki aşık, aşk tek boyutlu değil….
Ağladı, kavuşmayı diledi, ayrıldı.. yandı.. Ama tüm bunlar olmasaydı nasıl AŞIK ve Maşuk olurdu…. Nasıl yeniden sevmeyi öğrenirdik….
Duru Nisyan
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
August 13, 2008 · Kategori: pervane

Kimi arıyorsun, niçin ızdırap içindesin
Zira o, bütün zuhuruyla meydanda;
Sen örtü altında gizlisin
Onu ararsan kendinden başkasını göremezsin
Kendini ararsan ondan başkasını bulamazsın..
M.İkbal/ Zebur-i Acem
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
August 8, 2008 · Kategori: pervane

Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar ,
Şişinerek 'İşte Buradayım!' der
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi,
Ölüm gelmiştir ve 'İşte buradayım!' der.
Ömer Hayyam
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Mayıs 5, 2008 · Kategori: pervane

Bir düşünceden ibaretsin sen ey kardeş, yalnızca bir düşünceden… Gerisi ya kemiktir ya kıl…
Düşünceni bir gül sayalım istersen, a kardeş, bedenine de gülün dikeni diyelim… Soyutunla ( renk renk düşüncelerinle) bir gülistan olursun da sen somutundur külhana atılacak odun ( diken).
Seni yüzlerine, yanaklarına sürer insanlar, eğer gülsuyu gibi latif kokuyorsan… Eğer sidik gibi pis ise kokun, dışarıya atarlar seni…
Itır satanların tezgahlarına bir bak! Nasıl da yerleştirmişler her cins kokuyu kendi grubunun içine…
Cinsleri yine kendi cinsleriyle karıştırır onlar; uygunluktan bir güzellik, bir süs meydana getirmek için…
Güzel kokuların yanına koysalar şekeri de mercimeği de ve şekere karışsa mercimek… Atar elbet ayırır onları birbirinden, ayıklar mercimekleri şekerden, ayırır da öyle satar.
Ruhlar aleminde tablası devrilince ruhların, ve şişeleri kırılınca ıtırların, birbirine karıştı bütün ruh kokuları insanların… İyiler ve kötüler birbirine karıştı…
Ve karışık ruhların iyisini kötüsünden ayırmak için Tanrı elçiler ve kitaplar gönderdi insanlara birbiri ardınca.
Elçiler gelmezden evvel bize, hepimiz birdik, bir tek topluluk olarak görünüyorduk… İyi miyiz, kötü müyüz, kimse bilmezdi halimiz…
Kalp para da geçiyordu dünyada, altın sikke de… Gece yolcuları gibiydik biz de; gafil ve bilgisiz…
Kutlu Elçi gün gibi doğunca üstümüze, ‘’Sen uzaklaş ey kalp olan, sen yaklaş bize!’’
Bu alçak kalpazanlar, ikiyüzlüler, hep düşman olur aydın ve nurlu yüzlülere… Hani kalp paranın altın sikkeye düşmanlığı gibi…
MEVLANA Mesnevi 2, b. 278-289
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Nisan 30, 2008 · Kategori: pervane

VE PERVANE
Gökyüzünün altında, zamanın kalbinde, hasılı o hikayelerin birinde garib bir Pervane yaşardı. Her zaman hüzünlü, her yerde yalnızdı. Kalbi isimsiz bir dertle mühürlüydü sanki; nefesleri kederli, canı hep tedirgindi.
…
Herkesten ve her şeyden uzakta, yeri doldurulamaz bir aleme talipti sanki. Ne dünyayla yetinebiliyordu, ne de canıyla. Öyle bir hal ki her şeyden vazgeçmiş ama vazgeçememiş bir şeyden. Herkesten uzaklaşmış; ama uzaklaşmamış birinden. Hiçbir talebi yok alemden, ama arıyor gibi içinde yankılanıp duran bir hikayeyi.
…
Gizli bir aşıktı Pervane; yani aşıklığından haberi yoktu, ne ki her hali aşka delalet ediyordu.
Pervane ki varolmayı seviyordu.
Çünkü varolmayı sevdiren bir davet vardı içinde. Ama onu çağıran kim ve nerde meçhuldü. Bu yüzden kalbinin bütün nasibi hüzündü. Fakat bu hüznün içinde, kuruyan köklere doğru yağmur nasıl sızarsa öyle bir ümit sızıntısı vardı. İşte o ümidin gizli cezbesine kapılıp gidiyordu Pervane.
Geceler boyu sessizlik içinde.
Gece ki bir armağandı sanki, herkesi uykuya çağırırken onun uykusunu elinden alır, unuttuğu bir sırrı hatırlatmak ister gibi kanatlarını tatlı bir ateşle okşar ve Pervane ümitli bir titreyişle kanat çırpar dururdu.
…
Gizli bir aşktı ya Pervane.
Aşkın tabiatı da, kendinden başka bir şeye dönüşmeden aşığı halden hale sokmaktı,
Onun her muradını bir imtihana tabi tutmaktı.
Gah hor görür azarlar, köleye çevirirdi
Gah özgürleştirir, şerefli bir makama ulaştırırdı
…
Bazen tükenmez bir çileydi,
Bazen ebedi bir saadet.
Elhasıl, toprağı, ne kadar kurur çatlarsa
O denli kuvvetle bağrına basan yağmur gibi,
Aşığın gönlüne bakar, nasibini ona göre belirlerdi.
Pervane ise yolun başında idi.
…Ve madem Pervane aşık doğdu,
Demek ki dilediği can değil canandı.
…
m.daniş
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Nisan 22, 2008 · Kategori: pervane

Aşkın sureti ateş, sırrı yakmaktır.
Ve yanmak manasında aşkın en esaslı ateş öyküsü Pervaneye aittir.
Ki nerde bir ateş varsa, onun etrafında ölesiye dönen bir Pervane vardır.
Ateş bir gül gibi açılır ona, bir güle eğilir gibi ateşe boyun eğer Pervane.
Tutuşur, yanar ve adanışını ölerek tamamlar.
Ama aşkın acı öyküsü değildir bu. Bilakis, yana yana ölmek aşığın en zevkli menkıbesidir. Çünkü aşkın ateş öyküsünde ölmek vuslattır.
Yanar aşık; varlığı erisin, ikilik kalksın, onda can tek canan kalsın diye.
Varlığı eritir ateş; iki yolcusundan aşka bir öykü bırakır geriye.
Pervane’nin ateşle dansı, aşkın ateş öyküsüdür bu…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Nisan 15, 2008 · Kategori: pervane
LEVHA (I)
Bezm-i elest’te her ruha bir ayna tutuldu ve ruhlar gördüklerini doğruladılar ve ruhlar gördüklerini doğruladılar, doğruladıklarını unutmamaya söz verdiler.
Sonra oradan ayrıldılar ve bezm-i cihan’ın içine düştüler.
Bir ney gibi ayrılık derdiyle doldular.
Eğer gönül alem-i ervah’tan bir maksad seçmemiş olsaydı,
O hareketlerin içinde kaybolacak, verilen söz unutulacaktı.
Gönlün seçtiği maksadın adı ise Aşk’tı.
Aşk ki ruhun geri dönüş ve kurtuluş hareketi..
Yani ezelin ebedle vuslatı idi…
OL AŞK
Gönlün mayası aşk kıvılcımlarıdır ve mülkü ateş,
Ateştir aşkın misali. Çünkü aşk da ateş gibi baş kaldırır, büyür, yayılır, yakmak, kül etmek ve Simurg gibi küle yeniden can vermek ister.
Kiminin canında alevi kısa ve fersizdir.
Ama kim ki lale gibi aşk ile dağlanıp dolmuştur, onun canı ateşle kaplıdır.
Kimi sevdasını kıvılcımlara bölüştüre bölüştüre dağıtır, elden çıkarır rüzgarın savurduğu küle döner.
Kimi de varlığını ateşe sunar, yandıkça yanar ve külünü ata ata yandıkça nur’a varır.
O da sedefte gizlenen inciye benzer.
Kim ki doğru aşıktır canı çoktan adanmıştır.
Tıpkı bir yörüngeye bağlı olan yıldız gibi sevgiliye bağlıdır gündüzü de gecesi de…
Aşığın payına düşen belalı bir yazgıdır aşk. Ne alınmış bir ‘’karardır’’, ne seçilmiş bir ‘’eylem’’.
Aşıklar ki koşulsuz sever, canları aşka gülümser, boyunları yalın kılıcı küçümser.
Ve hiç söndürmedikleri lambaları adanışlıkları simgeler.
Öyle ki aşkın mümkünleri çoktur.
Gah viran bırakır, gah imar eyler.
Gah gamlı kılar, gah mest…
Belki bu yüzden aşığa akıl ermez.
Zira aşkın telkinleri karşısında Aşık dahi şaşkındır, acizdir, haraptır.
Ne söyler ona aşk, ne alır, ne bırakır aşık dahi tarif edemez.
Zaten ne aşka harfler yeter, ne de aşık olmak öğretilebilir.
Yine de aşk gizli kalmayı sevmez ve aşık da sırrını saklamayı bilmez.
Aşıklık ki ateşin gergefinde yakınmadan, vazgeçmeden yana yakıla, bata çıka oluşan nakışa benzer.
Gerçi dil o nakışın esrarını çözemez. Belki de bu yüzden o gergefin eserleri ne kadar anlatılsa, eskimez, eksilmez, tükenmez. Ve onun hikayesi dahi gönlü yakar geçer.
Münire Daniş
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!